Alternatif Evrendeki Bütün Gölge İhtimallerin Adına
Uzun bir kuraklık döneminden sonra yağan yağmur, toprağın altında bekleyen bütün o potansiyel sarı otları yeşertir. Henüz ihtimallerini denememiş veya doğru zamanda doğru yerde olma şerefine erememiş bütün o tohumlar… Sahi, neydi bizim asıl ihtimallerimiz? “Keşke” dememizden farklı olabilecek, bizi o derin gün uykusundan uyandıracak sahici bir ihtimal var mıydı?
İhtimal dediğimiz şey; sadece başkalarına faydalı olacak bilimsel metinler yazmak ya da toplumun önümüze koyduğu o parıltılı unvanlara ulaşmak mıdır? Yoksa faydacıların inadına, materyalist olmayan bir özgürlük arayışı mı? Külli iradenin altındaki hangi özgürlükten bahsediyoruz? Kim vermişti insana bu cebriyeyi sorgulama yetkisini?
Soru İşaretlerinin Arkasındaki Kibir
Zihnimi meşgul eden bu soru işaretleri, aslında gerçekten cevabını bilmediğim sorular değil. Onlar, kibrimi örtmeye çalıştığım, arkasına saklandığım basit noktalama işaretleri. Kimseye etki etmeyen ve muhtemelen etmeyecek olan o koca koca fikirlerim… Yağmurdan nasibini alamamış, yeşerme iradesini gösterememiş bir potansiyelin sessiz çığlıkları.
Gerçek soruları sormanın vakti gelmedi mi? Yaşanan krizlerden azade, her yaşıma özgü o kadim soru: “Ya farklı olsaydı?” Neden olanla barışamıyor ve şükredemiyoruz? Dışarıdan bakıldığında imrenilen, “sınavsız” görünen bir hayatın içinde bile neden o huzursuz susuzluk geçmiyor?
İhtimaller Alemindeki Gölgeler
Zihnimizdeki “ya şöyle olsaydı” fantezileri, aslında geleceğimize ışık tutmak yerine karanlıkta yok olmamıza sebep oluyor. Güneş gibi doğan arzularımız mıydı tüm bu gölgelerin sebebi? Kaynağı tek bir “ene”den gelen ışık hüzmeleri, benliğimizdeki patlamalar sebebiyle mi oluşturuyordu ihtimaller alemindeki o bulanık gölgeleri?
İkinci gözümüz, yani derinlik ve uzaklık algımızı sağlayan o yetimiz, sadece olumlu ihtimallere odaklandığında perspektifimiz kayboluyor. Öğrenilmiş eleştiriler, başkasına ait metodolojiler beynimizdeki gölgeleri yıkıyor. Oysa mecburi bir savaş bu; sadece kendimizle olduğunda kolaylaşan bir cihat.
Tohumun Kabullenişi
Yıllardır “olağanüstü” olmak isteğiyle, kalıcı olma arzusuyla kıvrandım. Başarısızlık hissimin sebebi, toplumsal normlara uymayan yavaşlığım değil, var olandan çok daha fazlası olduğuma dair o devasa algıydı. Oysa eyleme geçmediğim sürece o “fazlası” hiçbir zaman olmayacaktım. İhtimalleri tartmak, halihazırdaki gerçekle kıyaslandığında hep daha zor.
Belki çok daha farklı, çok daha güzel bir ot olabilirdim. Ama ne olursam olayım, günün sonunda bir ot gibi sararacaktım. Bu “sararacak olma” ihtimali beni uzun süre anlamsızlığa itti; tohum olarak kalmayı düşündürdü. Fakat tohum olarak kalmak, nispeten daha anlamsız değil miydi?
Bir arpa kadar olan tohum boyumuzun yeşerip sarardığında neye dönüştüğü, aslında dünyanın umurunda değil. Asıl mesele; sararacağını bilerek, öleceğini görerek, yine de o dar kabuğundan çıkıp potansiyelini toprağa feda etmek. Birçok kişi dışarıdan sana baktığında ne tohumu olduğunu görüyor; sadece sen kendini göremediğin, yeterince çabalamadığın için bilmiyorsun.
Yağmur: Bir Teslimiyet Belgesi
Benim için “Yağmur”, artık var olan halime dair bir kabulleniş, tohuma doğru suyun akmasını sağlamaktır. En sonunda ne çıkacağını tohum halimle anlayamam. Etrafımın gördüğü o görkemli ağaç olup olmadığım artık umurumda değil. Şu an tek odağım; doğru zamanda açacak olan o güneşe hazır olmak.
Şüphesiz, her yağmurdan sonra güneşin olacağı bir gün vardır. Belki ilk güneşte yeterince çimlenmemiş olurum ama çimlendiğimde, sararmış otların arasında tek bir dal kekik olsam bile bu kafidir.
En zor kabullendiğim şey, en çok dillendirdiğim mevzuymuş meğer: Normal olmak, basit olmak, sıradan olmak. Tüm o ihtimallerde kendim değilmişim gibi hissediyordum. Ama sahici bir “ben” inşa etmek için önce bu basitliği kabul etmem lazım.
İdeal olan ne makamdı, ne unvan, ne de mal… İdeal olan; dini ve ahlaki bir olgunlukla, bu dünyada geçici bir parça olduğunu bilerek “normal” yaşayabilmekti. Artık gölge ihtimalleri değil, var olan dünyamı sulamam ve güneşlendirmem lazım.
Vazgeçmek yok. Mevlam neylerse, güzel eyler.