Bir Tablodan Bakmak On Lira
Yazmak gerek.
Bilmek için mi? Hayır.
Anlamak için mi? Belki, kendini.
Anlatmak için mi? Birazcık.
Oradan buradan, uçuşarak…
Anlayamadan anlatmak için mi? Hah, işte hepsi.
Bir tablodan bakmak mümkün mü?
Değişmeden, değişeni görmek.
Mümkün mü?
Bir bebenin ihtiyaçlarını görmek?
Böyle put gibi. Sabit ve ruhsuz.
Yapılmak kolay, tablo olarak.
Peki, ya ruhun üflenmesi?
Eşref-i Mahluk’la Tablo arasındaki,
Nurdan parça.
O da mı kolay, Sanatçı ağabey?
Mükemmelin sunulduğu, aciz olmak.
Orası kolay, var olmak.
Olmak ya da olmamak ne saçma soru.
Orası kolay da nedir peki asıl soru?
Ölüm mesela. Kanıt ister mi?
Sonrası. Pozitifist zihinlerde binlerce soru.
Yaşam mesela.
Değişmeden bakmak, öyle aval aval.
Tarih yazmak aynı zamanda yaşarken.
Tarih okumak aynı anda ölürken.
Aynı dümbüğün iki yüzü.
Görgün’ün dediği gibi,
19. yüzyıl ve tarihin çöküşü.
Tarihe bakmak, tablo gibi.
Değişen şeye değişmeden bakmak mümkün mü?
Okumak mümkün mü kutsalı değişmeden ve tablo gibi.
Herkes için aynı, bir.
Tek bir.
Allahuekber.
Bismillah demedik bak yine.
Evelihi ahirihi.
Ahir deyince, kanıt mı gerek peki;
Görmeden görürcesine iman için?
Kanıt var. Orası kolay da.
Nerede bu iman?
Hani gelmedi.
Saat kaç oldu!
Nerede kaldı beklenen imam?
Yalandan müslümanı gördünüz mü?
Yukarıda bir yerlerde, kocaman bir sandalye.
Koltuk diyelim hadi, uğrunda ölünenlere.
Yalandan mümin olunur mu?
Yalandan. Yalancıktan. Beyaz yalandan.
Şaka dahi olsa yalandan.
Euzu besmele.
Çek ağabeyim çek içine, ceryandan zehiri.
Teknolojiyle kirlenmemiş ciğerine.
Bir pencereden bakmak gibi olur mu mesela?
Tablodan bakmak.
Zamanın olmaması değil tablo.
Durmuş olması değil mi?
Olmak ya da olmamak, vallahi komik soru.
Orası kolay da… Nerede asıl soru?
Dedikodu, yalan, iftira…
Zina ve sandaletle gezinirken sahilde.
Koskocaman bir koltuk için.
Koskocaman günahlarla.
Soruyorum size şeytanla, vesveseyle;
Bu muydu müslüman?
Bırak zaten azıcık ucundan tuttuğun imanı.
Bak orada bir koltuk, popülerliğin hemen üstünde.
Tıka kulağını o halde.
Dinleme.
Bir gün veya daha az.
Neden o zaman bu dinlenme?
Sirke ile şarabın arasındaki ince çizgide.
Zina ile nikâhın tam orta yerinde.
Gri çizgiler var buradan bakınca.
Hani nerede tablo, nerede pencere?
Durmuş ve zamansız gibicesine.
Kopyaya izin var, talebe.
Aynısı gibi olmaya, aynısı gibi yazmaya.
Örnek al denildiyse, al işte.
El-Emîn.
Bizim ellerimiz günahkâr…
Yine de kopya etsek.
Arkalı önlü.
Cahiliye ile asr-ı sadet arasını.
Evet evet. Sayfa 571 ile 632 arasını.
Safi’nin dediği gibi.
Emperyalizme iman,
Laikliğe iman,
Her şeyin arkasında İllimünati’ye iman.
Üzgünüm ötlek ağabey.
Asıl sonuna yakınsın. Soruya da.
As suratını. Gülümseme.
Zaten ucuz bu sadaka.
Kork insandan, O’ndan korkarkcasına.
Anlamadınız mı?
Ne kadarını? Birazcık mı?
Yuh! Hepsi?
Gel abi gel!
Herkesin sattığı bu dünyada.
Herkesin anasını sattığı bu dünyada.
Tablodan bakmak onlara.
Emirleriniz var onlarca.
Tablodan bakmak on lira…