Akademi, Cins Kafalar ve Ekosistemin Kuruyan Ağacı


Akademi galiba kurumsal para harcamaktan çok kişiye para harcamak ile besleniyor. Medici ailesi, krallar veya prensler… Günümüzde ise bankalar veya hükümetler entelektüel bir zihin bulup ona yatırım yapınca çok farklı işler doğuyor. Galiba sadakanın en güzel türlerinden biri, yüzlerce lisans öğrencisine burs vermenin yanında, 2-3 kişiye geçim derdini unutturup sadece çalışmalarını sağlamakla olur.   Özellikle deneyimleyip sonuçlarını hemen gördüğümüz maddi bilim türleri için değil de, soyut bilim ve ilim için gerekiyor bu. Üstelik kurumsal kriter yükseltmek, bizimki gibi memleketlerde nitelik yerine nicelik basıyor. Fakat ilim, tam olarak tekrar edenlerin dışına çıkıp farklı olanı merakla arayanlar ile gelişiyor. Dediğim gibi, soyut ilim ve bilimler böyle. Yoksa deneye dayalı, süreci kolay kavrayan kafaların hemen ilerlediği, özellikle sayısal bilimlerin (dehası mümkün olan bilimler bunlar) kurumsal desteği işe yarıyor. Fakat tarih boyunca bazı ilimler (dehası mümkün olmayan ve genellikle doğrudan para kazandırmayan ilimler) hep böyle bireysel desteklerle farklı bir boyuta geçmiş.

Gerçi en önemli sorun kimin “cins” olduğunu tespit edebilmekte. Bizim memleketimizde cins kafalar biraz eleştirel olunca, büyümemesi gereken bir çalı gibi hemen budanıyor. Ondan sonra da doğal olmayan, şekilli bahçeler gibi her yerde aynı şeye maruz kaldığımız fabrikasyon ürünlerine benziyoruz.

Kısaca, “Kardeşim çok paran varsa ve farklı, hayırlı bir şey yapmak istiyorsan” cins bir adamı fonlamak çok daha iyi bir seçenek olabilir.   Üstelik insan belli bir yaşa gelene kadar ne kadar cins olursa olsun, yaşadıklarından genelleme yaparak tepkisel ve duygusal bir tavır geliştiriyor. Kendisine yapılanların her yerde, her zaman aynı şekilde olacağını zannedip merakını da sevdiği işi de bırakıyor. Birçok potansiyel, bu hayat telaşesi içinde gerekli ağacı sulamak yerine, alttan aldığı deliği büyüten büyük bir su kovası gibi yere, ota, çöpe dökülüp heba oluyor. Üstelik o ağacı sulamaya giden epey az kova var. Hem de o ağaç, susuz kalmaya karşı çok narin ve tepkisel bir ağaç iken…

O ağaç, arılar gibi ekosistemin en önemli parçalarından biri oluyor genellikle. Etik, felsefe, ahlak, tarih gibi alanlar öyle ağaçlar ki; ekosistem tıkır tıkır işler gibi görünürken eksiklikleri gelecekte çok ağır sonuçları olan nükleer atıklar gibi fark ettirmeden çürütüyor toplumu. Ülkemizin tıkırında giden binlerce alanının yanında hepimizin ağzına gelen o metalik kötü tat, bu nükleer atıkların birikmesi ve o ağacın ölmek üzere olmasından kaynaklanıyor.   İşler bir süre daha işlemeye devam edecektir. Biz de rutin nimetini seven kişiler olarak bunu hemen fark edemeyeceğiz. Sadece hep bir tatsızlık bizi rahatsız edecek. Fakat en sonunda elimizdeki tüm imkanları, sırf o ağacı bulmak ve yeniden yeşillendirmek için harcayacağız. Üstelik zamanında çok daha az ve düzenli su vererek yaşatmak mümkünken bunu yapmadığımız için…